OCAK ENFLASYONU TÜM HESAPLARI ALTÜST ETMİŞTİR!
TÜİK’in açıkladığı %4,84’lük Ocak ayı enflasyonu, memur ve emekliye reva görülen zamları daha ilk aydan "yok hükmüne" getirmiştir. Yıllık %30,7’ye dayanan enflasyon gerçeği karşısında, %11’lik artışlar ve komik kalan seyyanen ödemeler tam anlamıyla iflas etmiştir. Kağıt üzerindeki hedefler çökmüş, mutfaktaki yangın kontrolden çıkmıştır!
SABİT GELİRLİ ENFLASYONUN YAKITI DEĞİLDİR!
Ekonomiyi soğutma bedelinin sadece memur, emekli ve dar gelirlinin sırtına yüklenmesini reddediyoruz! 25 milyon vatandaşımızın alım gücünün erimesine seyirci kalmak, sosyal devlet ilkesini hiçe saymaktır. Kimse bizden, hayat pahalılığına kurban edilmeyi sessizce kabullenmemizi beklemesin.
Yapılması gerekenler ortadadır: Maaşlar, piyasa gerçeklerine göre derhal güncellenmeli, Refah payı verilerek artışlar enflasyonun üzerine çıkarılmalı, enflasyon farkı için 6 ay beklenmemeli, her ay maaşlara yansıtılmalıdır.
Memurun ekonomisinin hali bu iken buna, bir de sağlık çalışanlarının onurunu zedeleyen tarif edilemez bir adaletsizlik eklenmektedir; hayat kurtarmanın bedeli enflasyonun altında ezilirken, hakkaniyet de masada bırakılmıştır; zira bugün gelinen noktada:"
SAĞLIKTA ÜCRET ADALETİ DEĞİL, "EMEK SÖMÜRÜSÜ" VAR!
Bu ay yüz binlerce sağlık çalışanı, maaş ve fazla mesai ödemelerini aldıklarında büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalmıştır. Sağlık hizmeti bir ekip işidir; ancak bu ekibin bel kemiği olan uzman doktorlar, diş hekimleri, hemşireler, eczacılar, teknikerler ve tüm sağlık profesyonelleri, 2026 yılı itibarıyla tam anlamıyla bir "ücret faciası" karşı karşıyadır.
Bugün gelinen noktada, 4/D statüsündeki bir işçinin gece çalışma ücreti dahi eklenmeden aldığı gündüz nöbet ücreti 569,21 TL iken; hayat kurtaran, kritik kararlar veren ve yıllarını akademik eğitime adamış sözleşmeli bir sağlık çalışanının saatlik nöbet ücreti yalnızca 118,30 TL’dir.
Aradaki bu 5 katlık uçurum, basit bir hesap hatası değil; liyakatin, eğitimin ve emeğin hiçe sayılmasıdır. Sağlık çalışanları, 2026 Türkiye’sinde tarif edilemez bir ücret adaletsizliğinin kurbanı edilmiştir. Bu ücret adaletsizliği sağlık profesyonellerinin onuruna ve eğitimine vurulmuş bir darbedir.
Yetkili Sendikanın "Eseri": Masada Unutulan Sağlıkçılar
4/D statüsündeki işçiler adına masaya oturan sendikalar bir mücadele sergileyip somut haklar alabiliyorken, kamu çalışanları adına toplu sözleşme yürüten sözde yetkili sendika, geçmiş dönemlerde nöbet ücretlerine aldığı 5 TL’lik zamlarla övünmektedir.
Bu tablonun mimarı; sahadan kopuk, "kazanım" adı altında kırıntılara imza atan yetkili sendikadır. İşçi kardeşlerimizin haklarını koruyan sendikalar kadar dirayet gösteremeyenler, sağlık çalışanının emeğini masada bırakmıştır. Bir tarafta gece çalışmasıyla 700 TL bandına yaklaşan birim ücret, ikramiye ve tediye ödemeleri diğer tarafta riskli birimde dahi bunun yarısına ulaşamayan sağlık personeli... Bu adaletsizlik, yetkili sendikanın iş bilmezliğinin ve üyelerini savunmak yerine statükoyu koruma gayretinin en somut belgesidir.
Sağlıkta Emeğin Karşılığı: Bir Saatlik Nöbet, Yarım Tavuk Dürüm Bile Etmiyor!
Ekonomik gerçeklerin ağırlığı altında, bir tavuk dürümün 250 TL’ye dayandığı mevcut iklimde, sağlık profesyonellerine layık görülen bu ücretler bir akıl tutulmasıdır. Yükseköğrenim görmüş bir hemşirenin veya teknikerin bir saatlik nöbet ücreti olan 118,30 TL ile; bir sağlık çalışanı, en basit bir öğle yemeğini yiyebilmek için tam 2 saat 15 dakika aralıksız nöbet tutmak zorundadır. Uzmanlığın, eğitimin ve riskin bedeli bu kadar mı ucuzladı?
İnsan Hayatının Bedeli, Enflasyonun Altında Ezilemez!
Gece boyu uykusuz kalarak can kurtaran bir personelin, mesai bitiminde evine dönerken bir kilo kıyma alabilmek için 5 saat ek mesai yapması gerekiyorsa, sistem çökmüş demektir. Riskli birimlerde, radyasyon altında veya yoğun bakımda verilen mücadelenin saatlik karşılığı olan 177,45 TL ile bugün bir kahve dahi içilememektedir.
Asıl Konuşulması Gereken Sağlık Çalışanlarının Fedakârlığıdır!
Bugün maalesef sağlık çalışanlarının kronikleşen sorunları kamuoyunda; kurumların fiziksel eksiklikleri veya çalışanların insani mola anları kadar yer bulamamaktadır. Sağlık çalışanları, ehemmiyeti kendinden menkul birtakım suni gündemlerle yıpratılmaya çalışılmakta; hangi zor koşullarda, nasıl bir özveriyle hizmet verdikleri ise adeta görmezden gelinmektedir.
Oysa gerçek rakamlar ortadadır:
- Türkiye'de 1.000 kişiye düşen hemşire sayısı 2,9 iken, Avrupa ortalaması 9,2'dir. Bu tablo, Türkiye’deki bir sağlık çalışanının, Avrupa’daki meslektaşından tam 3 kat daha fazla iş yükü sırtlandığını kanıtlamaktadır.
- Türkiye'de kişi başı hekime müracaat sayısı yıllık ortalama 11,4 ile Avrupa'nın en yüksek seviyelerindeyken, Avrupa ortalaması yalnızca 6-7 müracaat bandındadır.
Görüldüğü gibi; Türkiye'de sağlık hizmetinin kalitesini korumak ve çalışanı tükenmişlikten kurtarmak için; hemşire sayısının 3 katına, doktor sayısının ise en az 1,5 katına çıkarılması artık bir tercih değil, mecburiyettir.
Konuşulması gereken; sağlık çalışanlarının tali konular üzerinden hedef alınması ya da yapay gündemlerle oluşturulan algı operasyonları değil, bu derin ücret adaletsizliğine rağmen sergilenen büyük fedakârlıktır.
Artık Bahane Değil, Adalet İstiyoruz!
Bizler imtiyaz değil, emeğimizin onurunu ve geçinebileceğimiz bir ücret istiyoruz. Gece gündüz demeden, bayram seyran tanımadan verilen bu hizmetin karşılığı; bilimin ve eğitimin hiçe sayıldığı bu rakamlar olamaz. Hak ettiğimiz ücretler liyakate uygun seviyelere çekilene kadar bu adaletsizliği haykırmaya devam edeceğiz.
Emeğimiz satılık, liyakatli bir gelecek ise lütuf değildir; haktır! Emek bizim, alın teri bizim; bu adaletsizliği kabul etmiyoruz!
Mehmet ATAŞ
Türk Sağlık-Sen Muğla Şube Başkanı
Yönetim Kurulu Adına